Kürtçe konuşan Alevi Türkmenle etnik olarak Kürt olanlar arasında kültürel açıdan dağlar kadar fark vardır. Bir insanin Kürtçe konuşması veya başka bir dil konuşması onun etnik kökenini kültürünü tarihini değiştirmez. Bende Zazaca bilirim zamanında Tunceli bölgesine yerleştikten sonra bu dili ögrenmişiz azınlık olan Aleviler Zazaların içinde mecburen Osmanlı’nın baskısı yüzünden bu dili öğrenmişlerdir. Tarihte yapılan hataları görelim bugün Anadolu’da Kürtçe-Zazaca konuşan Aleviler varsa bunun sorumluları Osmanlıdır.

Hiç bir tarihi belgede Şafi kürtlerin mezhep ve tarikat değıştırıp imam cafer mezhebine Hacı Bektaş tarikatina girdikleri yazmıyor. Kürt Alevi olmaz Kürtçe-Zazaca konuşan Alevi Türkmenler olur. Antropoloji insan bilimidir insanin herşeyi araştıran bir bilimdir. Türkiye’de bir çok antropolog Alevileri araştırmıştır ve onların Türkmen oldukları doğrulanmıştır. Osmanli tarihini bilen Kürt Alevi olmadığını bilir kürtçe-zazaca konuşan Alevileri Kürtleştirmeye çalışıyorsunuz…Bunun adı Kürtçülüktür o insanlar Kürt değildir bende 3 dil bilirim bunların içerisinde ailemden öğrendiğim Zazaca vardır.

Aleviliğin Türklerle tanışması İslamla tanıştığı yıllara yani 10-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilikle tanıştığı yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış. Türkler’in Anadoludaki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlının Kürdü ya da Ermeniyi Türkleştirmesi olasılığı yok. Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmenin canını malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınmasıni görüyoruz.

Kürt isyanlarini Alevilere mal edemezsiniz. Aleviler, Anadolu Türk topraklarinin gerçek sahipleridir ve daima Laik Cumhuriyetin yaninda olacaklardir kimseninde bu ülkeyi parçalamaya gücü yetmeyecektir.

Bütün Aleviler etnik olarak Türkmen’dir.  Dil Babadan ogula geçen bir gen degildir aynen siyasi fikir gibi sonradan ögrenilir. Benim anlatmak istedigim bu dis güçlerin eline gecebilecek kozalar vermeyelim bir adama üç defa deli dersen deli olur. Elalemin Almani Rusu bunlari Zaza Kürt yapiyor diye bizde öyle yapmak zorunda degiliz.

Zaza sünni yerleşik bır halktır Dersımlı kendıne Zaza demez bunu kullanan yenı yetme bır kac ıltıcacı Dersımlıdir bahsettıgım gıbı almanlarla çalısan bır kac satılmıs sıgıntıdir. Yaslı bır Dersımlı Alevıye sen Zazasın veya Kürtsun dersen hakaret kabul eder ve sana kufreder.

Alman antropolog Felix Von Luscan 1911 yılında yayınladıgı “The early inhabitants of westen asia” Journal of Royal Anthropoloical Enstitute, 41 sayfa : 221-224 de Anadolu’da yaptıgı kafatası ve külturel incelemelersonuda su tespıtte bulunmuş.

Anadolu’da ki tüm sekter Alevi-Bektaşi grupların (likya’nın Tahtacı ve Bektasları, İç Anadolu’nun, Kızılbaşları ve Dogu Anadoluda’ki Alevılerın kahta erzıncan-dıyarbakır-Tunceli-Elazıg-bölgelerındeki) kafataslarını inceledıgınde bölgede ki arap ve kürtlerın kafatasları ile karşılastırıp su sonuca varmış:

Tüm bu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş gruplar kısa kafalı (brachycephalic) Arap ve Kürt gruplar ise uzun kafalı (dolichocephalic) “Dinlerını korumus (Alevilikten bahsedıyor) bu yüzden yabancılarla dış evlilikten kaçınmış, böylece eskı karakteristik özelliklerini korumuş olan, eski homejen bir nüfusun arada kalanlarını temsil ettigını söyleyerek bitirir. Von luscan 1911 sayfa 232.

Von luscan burda neyın tespıtını yapmıs ; Dersım bölgesınde kı Alevilerinde kafa yapısı olarak (brakisefal) fızıkı ve kültürel olarak Anadolu’nun herhangı bır yerındeki Türkmen’den farklı olmadıgını ve Arap ve Kürten farklı bır yapıya sahıp oldukarıdır.

Alevilik-bektaşilik : Türkmen-Oguzların Islamıyetı algılama ve uygulama biçimidir ve eski Türk dinleri olan samanızmın manhaızmın izlerını tasır yanı Alevılıgı sadece Islama acıklayamazsın şamanizmin üstune Islamıyetın gıydırılmesıdır.

Kısaca bu topraklarda hiç bir Kürt Alevilige geçmemiştir Kürtce ve dımilli (dersım bölgesı lısanı) kullanan Alevıler baskı ile can korkusuyla, yan yana aynı cografyada yasamaları sonucu bu dıllerı ögrenmıslerıdir.

Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek kalkıp şöyle yazabiliyor: “Munzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur. Orada yaşayan Şeyhhasan aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doğuya, Pülümür’e doğru gelindiğinde ise, Areli, Lolanlı, Şavalanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha bir çok aşiret oturmaktadır. Bu aşiretlerden hiç biri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartışmaya hazırım.” diyor 1937 doğumlu bugün 63 yaşında olan Pir Ahmet Dikme Dede.

Bruinessen; Bingöl, Muş, Varto da yaşayan çoğu Hormek, Lolan ve Balaban aşiretine mensup Aleviler için “Kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler.” dedikten sonra geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait isyanında yer aldıkları zaman bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler. (Fırat 1570-1945)” Bu aşiretlerin önde gelenlerinin kendilerini tanımlama biçimi için ise; “Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930’lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar” diyor.

Bruinessen; raporda şu bilgilerin yer aldığını yazıyor: “Zaza Aleviler’e gelince: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür.” dendikten sonra raporda 20- 30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; “Bu netice Dersim Alevi Türkleri’nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemiyeceğine delildir.” diye yazıyor.

Bruınessen’in yazdıklarından ve raporundan çıkan sonuç; Türkçe’nin unutulduğu onun yerine Zazaca veya Kurmanci’nin hakimiyet kurduğudur. Demekki; Aleviler önce Türkçe biliyorlar. Türkçe’nin yerini zamanla Kürtçe ya da Zazaca alıyor. Bu durum, Türk Tarihi, Osmanlı Alevi ilişkileri, Osmanlı Kürt ilişkileri ile de koşut sayılır. Osmanlı’da kuruluş yıllarında Türkmen ağırlığı vardı. Bu Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devam etti. Dönme Devşirme geleneği Osmanlı’da hakim oldukça Türkmen düşmanlığına koşut olarak Alevi düşmanlığı da arttı. Türkmen’in önünde iki yol vardı. Ya Sünnileşip ümmetleşecekti veya “katli vacip”ti. ?şte Osmanlı’ya karşı bitip tükenmeyen Celali ayaklanmaları böyle başladı. Merkezi otoritenin güçleri karşısında yenilen Türkmen’in canını kurtarmak için önünde tek yol kalmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerine yerleşmek, Türkçeyi derhal unutup Kürtçe ya da Zazacayı öğrenip canını kurtarmak. ?şte Horasan Türklerinin Kürtleşme macerası böyle başlıyor.

“Sonuç olarak, bu boylara verilen ‘Kürt’ adı, Alevi Kürtler’de bulunmakla birlikte, onların tümünün Kürt kökenli olması gerektiğini göstermez. Kürtler’ in çoğu ?afii mezhepten gerçek Sünnidirler. Aleviler’ e takılan ‘Kürt’ lakabı ancak sosyal bir değer taşır, belli bir yaşam biçimini gösterir, resmi Sünniliğe uymayan, aşiret adetleri hala canlı olan ve kendi içlerine kapanmış olarak yaşayan cemaatleri ifade eder’ diyor.
Yani Melikoff; sosyolojik olarak bir Kürt’ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçeyi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti olduğunu söylüyor.

Koçgiri konusunda araştırması olan tarihçi Baki Öz de bu konuda Ömer Lütfi Barkan ve İrene Melikoff’u doğrulamaktadır O’da araştırması sonucu; Koçgiri aşiretinin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu esasen ?zolu olduklarını Dersim’den buraya gelip yerleştiklerini Seyhhasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu sonradan Kürtleşen bir Türkmen boyu olduklarını yazıyor.

Zazaca ve Kürtçe konuşan Alevilerden söz edince esas olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun batısı anlaşılmalıdır. Doğu Anadolu’da Sivas, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya’daki Aleviler Türkçe’nin yanında Zazaca ve Kürtçede biliyorlar. Ama bu yöredeki Alevilerin 60 yaş ve üstündeki kesim kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade etmiyor. Kendisini Türk olarak ifade ediyor. Kürtçe ya da Zazacayı sonradan öğrendiğini belirtiyor. Alevi anne babadan doğup kendini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise genç kesimdir. Onların Kürtlüğü ya da Zazalığı siyasi Kürtlük ya da Zazalık olarak kabul edilebilir.

Maraş- Elbistan, Pazarcık ve çevresindeki Aleviler ise Türkçe’nin yanı sıra Kurmanci konuşurlar. Ama bunlar da dinsel törenlerde Türkçe ayin yaparlar. Elbistan, Pazarcık, Kürecik, Adıyaman’ın bazı ilçelerindeki Aleviler Kürtçe konuşur. Ama bunlar da Kürtçe’yi sonradan öğrenen Türkmen boylarıdır.

Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı ?mparatorluğu’nun son döneminde Doğu Anadolu’nun bir çok yerlerini gezdi ve gözlemlerini “Türkiye Mektupları”(9) adlı kitapta topladı. Konumuzla ilgili bir gözleminde General Moltke 6 Nisan 1838’de yazdığı mektupta bugün bazı kesimlerce Kürt-Alevi olduğu iddia edilen Maraş ve yöresinde yaşayan Alevi aşiretleri için bakın ne yazıyor. “Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi: Atmalı, Kılıçlı, Sinimili ler konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler de hükümete karşı olan sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salma (yani vergi) ödüyorlardı.”

Görüldüğü gibi bu yöredeki üç büyük Alevi aşiret olan Atmalıları, Kılıçlıları ve Sinemililerin Türkmen aşireti olduklarını Alman mareşal ifade ediyor. Üstelik bu tanımı bilinçli yaptığını cümlenin devamından anlıyoruz. Çünkü; Reşit Paşa’nın nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirmesinden sonra Türkmenler’den alınan vergiden söz ediyor.

Yine Osmanlı kayıtlarında; Malatya ve Maraş sancağından söze dilirken Cevdet Türkay, Osmanlı ?mparatorluğunda Oymak, Aşiret Ve Cemaatler adlı kitapta; “yerli ve göçer Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) diye söz ediyor. Pazarcık ovasındaki Kılıçlılar için ise; “Kılıçlılar kah Yörükan taifesinden, kah Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) taifesinden’ sayılmaktadır. ”

Sosyolog Mehmet Eröz; (10) “Kendilerinin de, komşularının da kabul ettiği gibi, Pazarcık Kurmançları Türkmen asıllı olup, içlerinde Çiğil Türkleri de vardır.” Burada iki uruk (boy-aşiret) vardır… Bu iki boy Atmalı ve Sinemilli boyudur diyor. Daha sonra ise; Atma aşiretini Rişvan aşiretine bağlı bir boy sayıyor Sinemilli Mustafa Buyrukcan’dan edindiği bilgilerden; Sinemillilerin Horasan’dan gelen bir Türkmen boyu olduklarını, dedelerinin Türkçe konuştuklarını, Yavuz Selim-?ah ?smail çatışmasında Elazığ Keban’da olduklarını o olaydan sonra dağıldıklarını Maraş taraflarına daha sonra yerleştiklerini anlatıyor.

Sosyolog Mehmet Eröz; “Kalmuk Türklerinin yerleşme yerlerinden birinin adının ‘Sarız’ olduğunu gösterdik. Kayseri’ye bağlı Sarız’da Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançça konuşan, Alevi cemaatlerinin oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmaya değer bir hadisedir.” dedikten sonra bunlara “Badıllı” denir ki diye devamla, “Badıllı Oğuz boylarından Beydili’nin bozulmuş şeklidir ” açıklamasını yapıyor.

PA.Andrews’in “Türkiye’de Etnik Gruplar”adlı kitabında “Bazı yörelerde de özellikle Kars’ın Selim ve Ardahan ilçelerinde Zazalar, Türkmen adıyla anılmaktadır”şeklinde kayda değer bir tespit yapılıyor.

Konu ile ilgili önemli bir belge de, Dersim milletvekili Hasan Hayri Beyin 1921 de Türkiye Büyük Millet Meclisinde (11) yaptığı tarihi konuşmasıdır. Bu konuşmasında Hasan Hayri Bey; Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın buralara yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem’li Alevi Türklerin can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçe’den uzaklaşarak Kürtleştiklerini belirtmesi çok anlamlıdır.

Kirmanc ve Kurmanc terimleri araşındaki yakınlığın, bu terimlerin ayni ya da ayri bir kökten kaynaklanmış olmalari pek bir önemi yoktur. Önemli olan Dersimli’nin bu terimi Kürtlerden ayri bir dil konuşan ve ayri bir coğrafyada yaşayan bir halkın adı olarak kullaniyor olmasidir. Dersimli Kürt olmadığını söylüyor olmakla Kirmanc terimini Kürtlerden ayri ve farkli bir halkın kimlik adi olarak kullandığını açikça ifade etmektedir. Bu adi ister beğenelim, ister beğenmeyelim, o Kürtten farkli bir halki tanimliyor. Ismin ne olduğundan çok neye karşılık düstüğü önemlidir. Bir halk kendisini su ya da bu ulusun bir parçasi olarak görmüyorsa, bunun tersini iddia etmek zoraki birliklerin ve ilhaklarin pesinden koşmak, kitle psikolojisinin oyununa gelmek, uluslarin kendi kaderini tayin hakkini tanımamaktır. Dersim’in çevre kesimlerindeki “Here-Were” (Kürtçe) konuşan Aleviler, Dersimliler için “Ewan Dêrsimanin” (Onlar Dersimli’dir), “Ew Dimli/So-Bê qise dikin” veya “Zimanê wan Dimliye” (Onlar Dimli dilini konusuyorlar) demektedirler. Zazalar da Kürt komşuları tarafından Dimil/Dimli olarak tanımlanmaktadırlar yer yer.
Dimli konuşan Dersimli’de Hareware konuşan Dersimli’de Kurmanç konuşan Dersimli’de Türkçe konuşan Dersimli’de ayni soydan gelme Türkmenlerdir. Antropolojik araştırmalarda bunu doğrulamaktadır.
Dersimli, Dimil terimini kendi etnik adi olarak değil, daha cok Kirmancki (Zazaca) dilinin bir diğer adi olarak kullanır. Ama kimi yerlerde (Siverek gibi) Dimli terimini kendi halk adi olarak kullananlar da vardir.
Zazaca konuşan halk (Dimililer), Alevi ve Sünnî-?afi olmak üzere iki kesimden oluşuyor. Alevi Dimliler’in çogu kendilerini anadilinde Kirmanc olarak tanımlarken, Sünni Dimliler kendilerini daha çok Zaza olarak tanımlar.

“Zaza” sünni Zazalari ifade eden bir terimdir, Aleviler için Zaza terimi kullanılmaz. Istisnalari olmakla birlikte kural olan budur. Zaza teriminin Sünniliği ifade ettiğini düşünen Dersimli, kendisini anadilinde Zaza olarak tanımlamak istemez, hatta Sünni Zazalardan ayri bir halk olduğunu düşünür. Ama dini ayrimi önemsemeyen çogu genç neferler kendini Zaza olarak tanimlamaktadırlar. Din-kültür ayriliği yüzlerce yil süren bir tarih ayriliği ve lehçe farki ile birleşince Kirmanc-Zaza (Alevı-Sünnı) bölünmesi yeni boyutlar kazanmış, ortaya bir ulusal birlik sorunu çıkarmıştır.
Açik ki, üç boyutlu bir sorunla karşı karşı yayiz. Sorunun birinci boyutu Dersim sorunudur. Ikinci boyutu Zaza sorunudur. Üçüncü boyutunu ise Alevi sorunu oluşturmaktadır. Dersim sorunu ile Alevi sorunu ayrılmaz bir biçimde iç içe geçmiş, adeta tek bir sorun halinde kaynaşmışlardır.

+

Siz ne derseniz deyin Tunceli’den gelip Manisa-Akhisar/Beyoba Köyü’nde yaşayan Hozat’lıların en yaşlısı Hasan Efendi bakın kendi etnik kimliğini nasıl anlatıyor? O, kendilerinin Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlı olduklarını, O’nun soyundan geldiklerini ve Türk olduklarını ifade ederken görüşlerini aynen şöyle sunuyor; “Bizim soyumuz Oğuzlar’a dayanır. Orta Asya’dan Tunceli yöresine dedelerimiz gelmişlerdir. Soyumuz büyüklerinden, ceddimizden hep bunları duyardık. Türkoğlu Türküz. Kimse bizleri bu düşüncelerimizden ayıramaz.”(16)

Kürtçe ya da Zazaca konuşan yaşlı Aleviler ısrarla ama ısrarla kendilerinin Türk olduğunu vurgularken son yıllarda siyasi-ideolojik olarak Kürt siyasi hareketinin etkisinde kalan gençler ise Kürt olduğunu söylüyor. Ne yazık ki tarihin ve toprağın sesi gençler değil, yaşlılar olabilir. Aksi halde Elazığ-Bayındır Köyü’nden Muharrem Ercan Dede’nin şu dediğini nasıl yorumlayacağız. Muharrem Ercan Dede’in Köyü’nün adı Oğuz Türkmenler’in Bayındır Boyu’na ait. Kendi Sinemilli Ocağı dedesidir. Muharrem Dede diyor ki; Ben Elazığ’da büyüdüm, babam dedem bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezdi. Ben de bilmem. Biz Türküz, Türkçe konuşuruz. Amca çocuklarımız Erzincan’da İbrahim Dedeler onlar da bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezler. Bunu Erzincan, Elazığ, Malatya çevresindeki herkes bilir. Ama diğer amca çocuklarımız Elbistan-Kantarma taraflarına çok eskiden gitmişler ve bir kısmı Kürtçe öğrenmişler. Tunceli’deki akrabalarımızdan Zazaca konuşanlar var. Hepimiz aynı ocaktayız. Akrabayız.(17)

16. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, s. 293 ?stanbul, 1997.

17. Muharrem Ercan Dede, Karacaahmet Dergahı Başkanı, Sinemilli Ocağı dedesi, (kaynak kişi)

Son on yıldır Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşmelerinin % 75 ini gezmiş, görmüş birisiyim. Örneğin; Erzincan’a bağlı Tercan, Çayırlı, Kemah, Üzümlü, Refahiye, Kemaliye’ye bağlı yaklaşık 400 Alevi köyünü gözlem amacıyla gezdim. Sivas’ın Zara, Hafik, ?mranlı köylerini Malatya’nın Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan, Yeşilyurt ve bazı köylerini Adıyaman’ın bazı köylerini, Pazarcık ve Elbistan’ın bazı köylerini gezdim. Bu köylerde yaklaşık 1500 civarında insan ile görüştüm. Buna ?stanbul-?ahkulu ve Karacaahmet Dergahlarında rastladığım Tunceli’li, Antepli, Maraşlı Alevi yaşlılarını da ekleyince bu rakam yaklaşık 3000 kişiyi buldu.

Kendileri Zazaca ya da Kürtçe’yi bildikleri halde hatta Türkçe’yi bozuk bir şive ile konuştukları halde bugün yaşı 60’ın üstünde olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmadığını ifade eden bir tek Alevi’ye rastlamadım. Kendisini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise son yıllarda Kürtçülük ve radikal sol rüzgardan etkilenen azınlık bir gençlik kesimidir. Bu kesimin savunduğu Kürt ya da Zaza kimliği ise tarihsel değil siyasi bir kimlik olarak kabul edilebilir.

Bu genç kesimin anne, baba ve dedelerinin kendilerini Türk olarak ifade etmelerine karşı yönelttikleri eleştirel cevap ise; “asimile” olduklarıdır.

O yaşlarda ben de kendimi Kürt sanıyordum. Çünkü annem Gümüşhane-Kelkit’li bir Türkmen köyüne mensup idi. Ama babam, dedem Tunceli- Ovacıklı idi. Babam kendisini Türk olarak ifade edince onun asimilasyon sonucu Zazalığı değil de Türklüğü savunduğunu düşünüyordum. Babam ise ısrarla 30 yıl boyunca bana kendilerinin Horasan’dan gelen Türkler olduklarını Zazaca’yı sonradan öğrendiklerini anlatmaya çalıştı.

Ben babamın Kürt olsa idi asimile olamayacağını tam tersine Türk olduğu için asimile olduğunu Türk Tarihini, Osmanlı Tarihini ve Alevi Tarihini okuyunca öğrendim. Gerçekten ortada bir asimilasyon vardı ama bu benim iddia ettiğim gibi değil babamın iddia ettiği gibiydi. Çünkü Osmanlı Türkmen ve dolayısıyla Türkmenler de Alevi olduğu için Alevi karşıtı idi. Türkmenler canlarını kurtarmak için Osmanlı’nın ulaşamayacağı dağ köylerine çekilmişlerdi. ?şte Kürtçe ya da Zazaca o zaman devreye girmiş. Osmanlı Kürt düşmanı değil Türkmen ve Alevi karşıtı imiş. Kürtler’in bırakalım asimile olmasını, korunup kollandığını görüyoruz.

Osmanlı’da özel mülk olmadığı halde, tüm mülk Allah adına padişahın olduğu halde, tımar sistemi olduğu halde bakıyoruz. Kürdistan’da özel mülkiyet var ve mülk babadan oğula geçiyor Hatta Kürt ağaları Osmanlı’ya yaptıkları yararlılıklar karşılığı fermanlarla mülk ediniyorlar Hem de o mülkler babadan oğula miras ile geçebiliyor.
Yani Osmanlı’da Kürt olmak avantaj. Celali ve benzer ayaklanmalarda canını kurtaran Türkmenler Kürt bölgesine sığınarak ve Kürtçe’yi öğrenerek canlarını kurtarıyorlar. Çünkü Türkçe bilenin “katli vacip”tir.

– Aleviliği marksist düşüncelerle bir tutmaktan vazgeçin. Alevilik İslam’i bir inançtir.

– Alevilik Türk-İslam sentezı değildir ama Anadolu Aleviliğindeki baskın Türk kültürünün ve eski Türklerin ibadet ritüellerinin varlığını görmezlikten gelmeyın. “Saz” ibadetın temelıdır Anadolu Aleviliğinde çok büyük bir yeri vardır Semah’ın İslam öncesi hangi kökene bağlı olduğunuda iyi araştırmanızı diliyorum.

Kısacası Alevilik evrensel bir inançtir ama Türk kavimlerinin Anadolu’ya getirdikleri Ali Yandaşliği ile eski inançlarının yoğrulmasıdır. Bu İslami yorum bence iyice araştırırlırsa göçebe Türkmenlerin katı ortodoks İslam’a karşı bir tepkileridir. Alevilik bir Kürt dinidir veya Zerdüştlükten gelmedir gibi söylemler gerçeklerle bağdaşmaz.

Eren Bektaş (Yazar hakkında : Eren Bektaş aslen Hozatlı (Sarı Saltuk Ocağından) Cumhuriyet döneminde Şeyh Said ve Kürtçüler tarafından Nevşehir Hacı Bektaş’a sürgün edilmiş Alevi-Türkmen bir aileden geliyor. )