Xızır(Hızır)

100_16261

”Safevileri kuran, yöneten, Anadolu dan destekleyen Türkmen Alevilerinin kimlikleri bugün ki Anadolu Alevilerinin etnik kökeninin Türk oldugunu kanıtlamaya yeterlidir”

Safevileri destekleyen Alevi -Kızılbaş Oymak-Boy isimlerinin bazilari şöyledir. :
Rumlu – Ustacalu -Tekelü-Şanlı-Bozok- -Dulkadır-Varsak-Çepni-Turgudlu-Türkmen-Bozcalı-Acırlu-Hınıslu-Çemişkezeklü-Avşar- -Kaçar-Sad’lu-Alpavut-Bayat-İspirli-Sil Süpür-Baharlı-Çakirlu- Bayburtlu-Otuzikliu-Karaman-Mansur-Beyatlu-Tekelu-Eraslu-Taleslu-Cini-Hacilar-Samli-Zulkadirli-Arapkirli-Karadagli-Varsak-Samlu-Alpagut-Kazakli-Gacirli-Beydili-Risvanlar-Abdili-Nikaz-Ustaoglu-Ustacalu-Demircu-Eberli-Ecirli-Pornak-Gozubuyuklu-Ordeklu-Solaklu-Karagozlu-Harmandolu-Sam Boyadi-Ocak Usagi-Okuzan-Musullu-Sarilar-Zakhuranli-Usturukan.

Bu gün Asya kıtasının bir çok yerinde rastladığımız KIZILBAŞ adıyla anılan zümrelerin hepsi de TÜRK VE TÜRKMEN ASILLIDIR. Anadolu ve Azebaycan’ ın dışında büyük çogunlukla İran’ da yaşarlar ki, bunlarında büyük ekseriyeti, Safeviler dönemi, Andoludan giden Türkmenlerdır.

Afganistan da bir çok Türk asıllılar olmakla, bunlardan yanlızca Herat’ da bir zümre ile Kabil’ in bir mahallesini (kızılbaşlar mahallesini) teşkil eden bir zümre kızılbaş adını taşıyor.

Kızılbaşlar Kabil de yaşar bunlar, Pers işgali sırasında kurulan ve İran Safevi Devletini destekleyen Türk aşiretlerinden alınan askerlerden oluşan garnizonun soyundan gelenlerdir”

Anlaşılan odur ki, bu Anadolu’ dan giden Türkmen vatandaş ve soydaşlarımızdır. Yine bunlar gibi Şah İsmail zamanında Özbekistan’ a yerlesen bir Kızılbaş zümresi vardır, bunlar TÜRK olarak adlandırılıyorlar, kendileri de kimliklerini TÜRK olarak ifade ediyorlar. Cumhuriyet Gazetesi’ nin 28,8,1998 tarihli nüshasında, gazetenin yazarlarından Mustafa BAlbay, Özbekistan seyahatı sırasında tanıştığı Nadir Beg’ e “kimler var burda?” diye sorduğunu ve Nadir Beg’ in de eliyle yerleştirip gelmiş gibi “şu karşı Amankutanda Kızılbaşlar var ” şeklinde cevap verdiğini anlatır….

Alevilik Türkmen olmayı bereberinde getirir. Anadoluda kendini Alevi-Kızılbaş olarak niteleyen gurupların tümü Türkmendir .  Aleviliğe girme diye bir uygulama yoktur . Düşkün olur çıkarsın ama eğer bir Alevi -Türkmen anne-babaya sahip değilsen Alevi olamasın . Alevilikte böyle bir uygulama yok.

Eski bir Moğol-Türk gelenegi olan ”Anda”lık yani ”Kan kardeşliği ” Türkmen-Alevi inancında”Musahip”lik adı altında yol ve ahiret kardeşliğine dönüşmüştür .

‘Anadolu’daki Alevi nüfus etnik anlamda üç gruptur; Türkmenler, Araplar ve Kürtler.” tanımlamasıda dogru değildir .

Doğrusu Türkçe konuşan ,Arapça konuşan, Kurmanç konuşan , Dimilli konuşan Alevi-Türkmenler olacaktır .

Toplumların etnik kökenini konuştukları dil değil genetik ve kültürler benzerlikleri belirler . Aşiret ve boy bağları incelediği zaman bu dilleri konuşan Türkmenlerin aynı soydan geldileri görülecektir .

Tarihsel süreçte hiç bir tane Kürt veya Zaza etiğinden gelen Alevi -Kızılbaş önderi yoktur .

Tarihi hiç bir belgede Caferi mezhebini benimseyen ,Hacı Bektaş tarikatına giren ve Kızılbaş Safevi siyaseti güden Kürt -Zaza gurplardan bahsedilmez .

Bu gün Kürt olarak tanımlanan hiç bir Alevi aşiretin İran, Irak, Suriye veya Rusya’da kolları akrabaları yoktur . Şaffi Kürt aşiretler aynı aşiret adlarıyla bu ülkelerde dagınık olarak yaşarlar .

Bir çok Alevi ozan eserlerinde hangi etnikten oldukarını belirtirler ;
Pir Sultan Abdal” Kalktı göç eyledi Türkmen elleri,” Ozan Nesimi ”Türk evine gelesin hem çü NESİMİ olasın,” Dadaloğlu ”Biner dövüşürüm der Türkmenoğlu” vs… örnekleri çoğaltmak mümkündür …

Alevilkteki İslam dışı uygulamalar Orta-Asya göçebe Oğuz- Türkmen kültürünün izleridir .Göçebe ve dış evliliğe kapalı olarak uzun yıllar Anadoluda yaşayan Aleviler Genetik ve Kültürel özelliklerini korumuşlardır .

Kürtçe konuşan Alevi Türkmenle etnik olarak Kürt olanlar arasında kültürel açıdan dağlar kadar fark vardır. Bir insanin Kürtçe konuşması veya başka bir dil konuşması onun etnik kökenini kültürünü tarihini değiştirmez. Bende Zazaca bilirim zamanında Tunceli bölgesine yerleştikten sonra bu dili ögrenmişiz azınlık olan Aleviler Zazaların içinde mecburen Osmanlı’nın baskısı yüzünden bu dili öğrenmişlerdir. Tarihte yapılan hataları görelim bugün Anadolu’da Kürtçe-Zazaca konuşan Aleviler varsa bunun sorumluları Osmanlıdır.

Hiç bir tarihi belgede Şafi kürtlerin mezhep ve tarikat değıştırıp imam cafer mezhebine Hacı Bektaş tarikatina girdikleri yazmıyor. Kürt Alevi olmaz Kürtçe-Zazaca konuşan Alevi Türkmenler olur. Antropoloji insan bilimidir insanin herşeyi araştıran bir bilimdir. Türkiye’de bir çok antropolog Alevileri araştırmıştır ve onların Türkmen oldukları doğrulanmıştır. Osmanli tarihini bilen Kürt Alevi olmadığını bilir kürtçe-zazaca konuşan Alevileri Kürtleştirmeye çalışıyorsunuz…Bunun adı Kürtçülüktür o insanlar Kürt değildir bende 3 dil bilirim bunların içerisinde ailemden öğrendiğim Zazaca vardır.

Aleviliğin Türklerle tanışması İslamla tanıştığı yıllara yani 10-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilikle tanıştığı yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış. Türkler’in Anadoludaki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlının Kürdü ya da Ermeniyi Türkleştirmesi olasılığı yok. Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmenin canını malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınmasıni görüyoruz.

Kürt isyanlarini Alevilere mal edemezsiniz. Aleviler, Anadolu Türk topraklarinin gerçek sahipleridir ve daima Laik Cumhuriyetin yaninda olacaklardir kimseninde bu ülkeyi parçalamaya gücü yetmeyecektir.

Bütün Aleviler etnik olarak Türkmen’dir.  Dil Babadan ogula geçen bir gen degildir aynen siyasi fikir gibi sonradan ögrenilir. Benim anlatmak istedigim bu dis güçlerin eline gecebilecek kozalar vermeyelim bir adama üç defa deli dersen deli olur. Elalemin Almani Rusu bunlari Zaza Kürt yapiyor diye bizde öyle yapmak zorunda degiliz.

Zaza sünni yerleşik bır halktır Dersımlı kendıne Zaza demez bunu kullanan yenı yetme bır kac ıltıcacı Dersımlıdir bahsettıgım gıbı almanlarla çalısan bır kac satılmıs sıgıntıdir. Yaslı bır Dersımlı Alevıye sen Zazasın veya Kürtsun dersen hakaret kabul eder ve sana kufreder.

Alman antropolog Felix Von Luscan 1911 yılında yayınladıgı “The early inhabitants of westen asia” Journal of Royal Anthropoloical Enstitute, 41 sayfa : 221-224 de Anadolu’da yaptıgı kafatası ve külturel incelemelersonuda su tespıtte bulunmuş.

Anadolu’da ki tüm sekter Alevi-Bektaşi grupların (likya’nın Tahtacı ve Bektasları, İç Anadolu’nun, Kızılbaşları ve Dogu Anadoluda’ki Alevılerın kahta erzıncan-dıyarbakır-Tunceli-Elazıg-bölgelerındeki) kafataslarını inceledıgınde bölgede ki arap ve kürtlerın kafatasları ile karşılastırıp su sonuca varmış:

Tüm bu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş gruplar kısa kafalı (brachycephalic) Arap ve Kürt gruplar ise uzun kafalı (dolichocephalic) “Dinlerını korumus (Alevilikten bahsedıyor) bu yüzden yabancılarla dış evlilikten kaçınmış, böylece eskı karakteristik özelliklerini korumuş olan, eski homejen bir nüfusun arada kalanlarını temsil ettigını söyleyerek bitirir. Von luscan 1911 sayfa 232.

Von luscan burda neyın tespıtını yapmıs ; Dersım bölgesınde kı Alevilerinde kafa yapısı olarak (brakisefal) fızıkı ve kültürel olarak Anadolu’nun herhangı bır yerındeki Türkmen’den farklı olmadıgını ve Arap ve Kürten farklı bır yapıya sahıp oldukarıdır.

Alevilik-bektaşilik : Türkmen-Oguzların Islamıyetı algılama ve uygulama biçimidir ve eski Türk dinleri olan samanızmın manhaızmın izlerını tasır yanı Alevılıgı sadece Islama acıklayamazsın şamanizmin üstune Islamıyetın gıydırılmesıdır.

Kısaca bu topraklarda hiç bir Kürt Alevilige geçmemiştir Kürtce ve dımilli (dersım bölgesı lısanı) kullanan Alevıler baskı ile can korkusuyla, yan yana aynı cografyada yasamaları sonucu bu dıllerı ögrenmıslerıdir.

Pir Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek kalkıp şöyle yazabiliyor: “Munzur dediği dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur. Orada yaşayan Şeyhhasan aşireti tamamen Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doğuya, Pülümür’e doğru gelindiğinde ise, Areli, Lolanlı, Şavalanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha bir çok aşiret oturmaktadır. Bu aşiretlerden hiç biri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her platformda tartışmaya hazırım.” diyor 1937 doğumlu bugün 63 yaşında olan Pir Ahmet Dikme Dede.

Bruinessen; Bingöl, Muş, Varto da yaşayan çoğu Hormek, Lolan ve Balaban aşiretine mensup Aleviler için “Kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler.” dedikten sonra geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait isyanında yer aldıkları zaman bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler. (Fırat 1570-1945)” Bu aşiretlerin önde gelenlerinin kendilerini tanımlama biçimi için ise; “Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930’lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar” diyor.

Bruinessen; raporda şu bilgilerin yer aldığını yazıyor: “Zaza Aleviler’e gelince: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir. Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür.” dendikten sonra raporda 20- 30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; “Bu netice Dersim Alevi Türkleri’nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemiyeceğine delildir.” diye yazıyor.

Bruınessen’in yazdıklarından ve raporundan çıkan sonuç; Türkçe’nin unutulduğu onun yerine Zazaca veya Kurmanci’nin hakimiyet kurduğudur. Demekki; Aleviler önce Türkçe biliyorlar. Türkçe’nin yerini zamanla Kürtçe ya da Zazaca alıyor. Bu durum, Türk Tarihi, Osmanlı Alevi ilişkileri, Osmanlı Kürt ilişkileri ile de koşut sayılır. Osmanlı’da kuruluş yıllarında Türkmen ağırlığı vardı. Bu Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar devam etti. Dönme Devşirme geleneği Osmanlı’da hakim oldukça Türkmen düşmanlığına koşut olarak Alevi düşmanlığı da arttı. Türkmen’in önünde iki yol vardı. Ya Sünnileşip ümmetleşecekti veya “katli vacip”ti. ?şte Osmanlı’ya karşı bitip tükenmeyen Celali ayaklanmaları böyle başladı. Merkezi otoritenin güçleri karşısında yenilen Türkmen’in canını kurtarmak için önünde tek yol kalmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerine yerleşmek, Türkçeyi derhal unutup Kürtçe ya da Zazacayı öğrenip canını kurtarmak. ?şte Horasan Türklerinin Kürtleşme macerası böyle başlıyor.

“Sonuç olarak, bu boylara verilen ‘Kürt’ adı, Alevi Kürtler’de bulunmakla birlikte, onların tümünün Kürt kökenli olması gerektiğini göstermez. Kürtler’ in çoğu ?afii mezhepten gerçek Sünnidirler. Aleviler’ e takılan ‘Kürt’ lakabı ancak sosyal bir değer taşır, belli bir yaşam biçimini gösterir, resmi Sünniliğe uymayan, aşiret adetleri hala canlı olan ve kendi içlerine kapanmış olarak yaşayan cemaatleri ifade eder’ diyor.
Yani Melikoff; sosyolojik olarak bir Kürt’ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçeyi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti olduğunu söylüyor.

Koçgiri konusunda araştırması olan tarihçi Baki Öz de bu konuda Ömer Lütfi Barkan ve İrene Melikoff’u doğrulamaktadır O’da araştırması sonucu; Koçgiri aşiretinin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu esasen ?zolu olduklarını Dersim’den buraya gelip yerleştiklerini Seyhhasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin bulunduğunu sonradan Kürtleşen bir Türkmen boyu olduklarını yazıyor.

Zazaca ve Kürtçe konuşan Alevilerden söz edince esas olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun batısı anlaşılmalıdır. Doğu Anadolu’da Sivas, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya’daki Aleviler Türkçe’nin yanında Zazaca ve Kürtçede biliyorlar. Ama bu yöredeki Alevilerin 60 yaş ve üstündeki kesim kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade etmiyor. Kendisini Türk olarak ifade ediyor. Kürtçe ya da Zazacayı sonradan öğrendiğini belirtiyor. Alevi anne babadan doğup kendini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise genç kesimdir. Onların Kürtlüğü ya da Zazalığı siyasi Kürtlük ya da Zazalık olarak kabul edilebilir.

Maraş- Elbistan, Pazarcık ve çevresindeki Aleviler ise Türkçe’nin yanı sıra Kurmanci konuşurlar. Ama bunlar da dinsel törenlerde Türkçe ayin yaparlar. Elbistan, Pazarcık, Kürecik, Adıyaman’ın bazı ilçelerindeki Aleviler Kürtçe konuşur. Ama bunlar da Kürtçe’yi sonradan öğrenen Türkmen boylarıdır.

Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı ?mparatorluğu’nun son döneminde Doğu Anadolu’nun bir çok yerlerini gezdi ve gözlemlerini “Türkiye Mektupları”(9) adlı kitapta topladı. Konumuzla ilgili bir gözleminde General Moltke 6 Nisan 1838’de yazdığı mektupta bugün bazı kesimlerce Kürt-Alevi olduğu iddia edilen Maraş ve yöresinde yaşayan Alevi aşiretleri için bakın ne yazıyor. “Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi: Atmalı, Kılıçlı, Sinimili ler konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler de hükümete karşı olan sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salma (yani vergi) ödüyorlardı.”

Görüldüğü gibi bu yöredeki üç büyük Alevi aşiret olan Atmalıları, Kılıçlıları ve Sinemililerin Türkmen aşireti olduklarını Alman mareşal ifade ediyor. Üstelik bu tanımı bilinçli yaptığını cümlenin devamından anlıyoruz. Çünkü; Reşit Paşa’nın nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirmesinden sonra Türkmenler’den alınan vergiden söz ediyor.

Yine Osmanlı kayıtlarında; Malatya ve Maraş sancağından söze dilirken Cevdet Türkay, Osmanlı ?mparatorluğunda Oymak, Aşiret Ve Cemaatler adlı kitapta; “yerli ve göçer Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) diye söz ediyor. Pazarcık ovasındaki Kılıçlılar için ise; “Kılıçlılar kah Yörükan taifesinden, kah Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) taifesinden’ sayılmaktadır. ”

Sosyolog Mehmet Eröz; (10) “Kendilerinin de, komşularının da kabul ettiği gibi, Pazarcık Kurmançları Türkmen asıllı olup, içlerinde Çiğil Türkleri de vardır.” Burada iki uruk (boy-aşiret) vardır… Bu iki boy Atmalı ve Sinemilli boyudur diyor. Daha sonra ise; Atma aşiretini Rişvan aşiretine bağlı bir boy sayıyor Sinemilli Mustafa Buyrukcan’dan edindiği bilgilerden; Sinemillilerin Horasan’dan gelen bir Türkmen boyu olduklarını, dedelerinin Türkçe konuştuklarını, Yavuz Selim-?ah ?smail çatışmasında Elazığ Keban’da olduklarını o olaydan sonra dağıldıklarını Maraş taraflarına daha sonra yerleştiklerini anlatıyor.

Sosyolog Mehmet Eröz; “Kalmuk Türklerinin yerleşme yerlerinden birinin adının ‘Sarız’ olduğunu gösterdik. Kayseri’ye bağlı Sarız’da Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançça konuşan, Alevi cemaatlerinin oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmaya değer bir hadisedir.” dedikten sonra bunlara “Badıllı” denir ki diye devamla, “Badıllı Oğuz boylarından Beydili’nin bozulmuş şeklidir ” açıklamasını yapıyor.

PA.Andrews’in “Türkiye’de Etnik Gruplar”adlı kitabında “Bazı yörelerde de özellikle Kars’ın Selim ve Ardahan ilçelerinde Zazalar, Türkmen adıyla anılmaktadır”şeklinde kayda değer bir tespit yapılıyor.

Konu ile ilgili önemli bir belge de, Dersim milletvekili Hasan Hayri Beyin 1921 de Türkiye Büyük Millet Meclisinde (11) yaptığı tarihi konuşmasıdır. Bu konuşmasında Hasan Hayri Bey; Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın buralara yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem’li Alevi Türklerin can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçe’den uzaklaşarak Kürtleştiklerini belirtmesi çok anlamlıdır.

Kirmanc ve Kurmanc terimleri araşındaki yakınlığın, bu terimlerin ayni ya da ayri bir kökten kaynaklanmış olmalari pek bir önemi yoktur. Önemli olan Dersimli’nin bu terimi Kürtlerden ayri bir dil konuşan ve ayri bir coğrafyada yaşayan bir halkın adı olarak kullaniyor olmasidir. Dersimli Kürt olmadığını söylüyor olmakla Kirmanc terimini Kürtlerden ayri ve farkli bir halkın kimlik adi olarak kullandığını açikça ifade etmektedir. Bu adi ister beğenelim, ister beğenmeyelim, o Kürtten farkli bir halki tanimliyor. Ismin ne olduğundan çok neye karşılık düstüğü önemlidir. Bir halk kendisini su ya da bu ulusun bir parçasi olarak görmüyorsa, bunun tersini iddia etmek zoraki birliklerin ve ilhaklarin pesinden koşmak, kitle psikolojisinin oyununa gelmek, uluslarin kendi kaderini tayin hakkini tanımamaktır. Dersim’in çevre kesimlerindeki “Here-Were” (Kürtçe) konuşan Aleviler, Dersimliler için “Ewan Dêrsimanin” (Onlar Dersimli’dir), “Ew Dimli/So-Bê qise dikin” veya “Zimanê wan Dimliye” (Onlar Dimli dilini konusuyorlar) demektedirler. Zazalar da Kürt komşuları tarafından Dimil/Dimli olarak tanımlanmaktadırlar yer yer.
Dimli konuşan Dersimli’de Hareware konuşan Dersimli’de Kurmanç konuşan Dersimli’de Türkçe konuşan Dersimli’de ayni soydan gelme Türkmenlerdir. Antropolojik araştırmalarda bunu doğrulamaktadır.
Dersimli, Dimil terimini kendi etnik adi olarak değil, daha cok Kirmancki (Zazaca) dilinin bir diğer adi olarak kullanır. Ama kimi yerlerde (Siverek gibi) Dimli terimini kendi halk adi olarak kullananlar da vardir.
Zazaca konuşan halk (Dimililer), Alevi ve Sünnî-?afi olmak üzere iki kesimden oluşuyor. Alevi Dimliler’in çogu kendilerini anadilinde Kirmanc olarak tanımlarken, Sünni Dimliler kendilerini daha çok Zaza olarak tanımlar.

“Zaza” sünni Zazalari ifade eden bir terimdir, Aleviler için Zaza terimi kullanılmaz. Istisnalari olmakla birlikte kural olan budur. Zaza teriminin Sünniliği ifade ettiğini düşünen Dersimli, kendisini anadilinde Zaza olarak tanımlamak istemez, hatta Sünni Zazalardan ayri bir halk olduğunu düşünür. Ama dini ayrimi önemsemeyen çogu genç neferler kendini Zaza olarak tanimlamaktadırlar. Din-kültür ayriliği yüzlerce yil süren bir tarih ayriliği ve lehçe farki ile birleşince Kirmanc-Zaza (Alevı-Sünnı) bölünmesi yeni boyutlar kazanmış, ortaya bir ulusal birlik sorunu çıkarmıştır.
Açik ki, üç boyutlu bir sorunla karşı karşı yayiz. Sorunun birinci boyutu Dersim sorunudur. Ikinci boyutu Zaza sorunudur. Üçüncü boyutunu ise Alevi sorunu oluşturmaktadır. Dersim sorunu ile Alevi sorunu ayrılmaz bir biçimde iç içe geçmiş, adeta tek bir sorun halinde kaynaşmışlardır.

+

Siz ne derseniz deyin Tunceli’den gelip Manisa-Akhisar/Beyoba Köyü’nde yaşayan Hozat’lıların en yaşlısı Hasan Efendi bakın kendi etnik kimliğini nasıl anlatıyor? O, kendilerinin Hoca Ahmet Yesevi’ye bağlı olduklarını, O’nun soyundan geldiklerini ve Türk olduklarını ifade ederken görüşlerini aynen şöyle sunuyor; “Bizim soyumuz Oğuzlar’a dayanır. Orta Asya’dan Tunceli yöresine dedelerimiz gelmişlerdir. Soyumuz büyüklerinden, ceddimizden hep bunları duyardık. Türkoğlu Türküz. Kimse bizleri bu düşüncelerimizden ayıramaz.”(16)

Kürtçe ya da Zazaca konuşan yaşlı Aleviler ısrarla ama ısrarla kendilerinin Türk olduğunu vurgularken son yıllarda siyasi-ideolojik olarak Kürt siyasi hareketinin etkisinde kalan gençler ise Kürt olduğunu söylüyor. Ne yazık ki tarihin ve toprağın sesi gençler değil, yaşlılar olabilir. Aksi halde Elazığ-Bayındır Köyü’nden Muharrem Ercan Dede’nin şu dediğini nasıl yorumlayacağız. Muharrem Ercan Dede’in Köyü’nün adı Oğuz Türkmenler’in Bayındır Boyu’na ait. Kendi Sinemilli Ocağı dedesidir. Muharrem Dede diyor ki; Ben Elazığ’da büyüdüm, babam dedem bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezdi. Ben de bilmem. Biz Türküz, Türkçe konuşuruz. Amca çocuklarımız Erzincan’da İbrahim Dedeler onlar da bir kelime Kürtçe ya da Zazaca bilmezler. Bunu Erzincan, Elazığ, Malatya çevresindeki herkes bilir. Ama diğer amca çocuklarımız Elbistan-Kantarma taraflarına çok eskiden gitmişler ve bir kısmı Kürtçe öğrenmişler. Tunceli’deki akrabalarımızdan Zazaca konuşanlar var. Hepimiz aynı ocaktayız. Akrabayız.(17)

16. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, s. 293 ?stanbul, 1997.

17. Muharrem Ercan Dede, Karacaahmet Dergahı Başkanı, Sinemilli Ocağı dedesi, (kaynak kişi)

Son on yıldır Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşmelerinin % 75 ini gezmiş, görmüş birisiyim. Örneğin; Erzincan’a bağlı Tercan, Çayırlı, Kemah, Üzümlü, Refahiye, Kemaliye’ye bağlı yaklaşık 400 Alevi köyünü gözlem amacıyla gezdim. Sivas’ın Zara, Hafik, ?mranlı köylerini Malatya’nın Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan, Yeşilyurt ve bazı köylerini Adıyaman’ın bazı köylerini, Pazarcık ve Elbistan’ın bazı köylerini gezdim. Bu köylerde yaklaşık 1500 civarında insan ile görüştüm. Buna ?stanbul-?ahkulu ve Karacaahmet Dergahlarında rastladığım Tunceli’li, Antepli, Maraşlı Alevi yaşlılarını da ekleyince bu rakam yaklaşık 3000 kişiyi buldu.

Kendileri Zazaca ya da Kürtçe’yi bildikleri halde hatta Türkçe’yi bozuk bir şive ile konuştukları halde bugün yaşı 60’ın üstünde olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade eden yani Türk olmadığını ifade eden bir tek Alevi’ye rastlamadım. Kendisini Kürt ya da Zaza olarak ifade eden kesim ise son yıllarda Kürtçülük ve radikal sol rüzgardan etkilenen azınlık bir gençlik kesimidir. Bu kesimin savunduğu Kürt ya da Zaza kimliği ise tarihsel değil siyasi bir kimlik olarak kabul edilebilir.

Bu genç kesimin anne, baba ve dedelerinin kendilerini Türk olarak ifade etmelerine karşı yönelttikleri eleştirel cevap ise; “asimile” olduklarıdır.

O yaşlarda ben de kendimi Kürt sanıyordum. Çünkü annem Gümüşhane-Kelkit’li bir Türkmen köyüne mensup idi. Ama babam, dedem Tunceli- Ovacıklı idi. Babam kendisini Türk olarak ifade edince onun asimilasyon sonucu Zazalığı değil de Türklüğü savunduğunu düşünüyordum. Babam ise ısrarla 30 yıl boyunca bana kendilerinin Horasan’dan gelen Türkler olduklarını Zazaca’yı sonradan öğrendiklerini anlatmaya çalıştı.

Ben babamın Kürt olsa idi asimile olamayacağını tam tersine Türk olduğu için asimile olduğunu Türk Tarihini, Osmanlı Tarihini ve Alevi Tarihini okuyunca öğrendim. Gerçekten ortada bir asimilasyon vardı ama bu benim iddia ettiğim gibi değil babamın iddia ettiği gibiydi. Çünkü Osmanlı Türkmen ve dolayısıyla Türkmenler de Alevi olduğu için Alevi karşıtı idi. Türkmenler canlarını kurtarmak için Osmanlı’nın ulaşamayacağı dağ köylerine çekilmişlerdi. ?şte Kürtçe ya da Zazaca o zaman devreye girmiş. Osmanlı Kürt düşmanı değil Türkmen ve Alevi karşıtı imiş. Kürtler’in bırakalım asimile olmasını, korunup kollandığını görüyoruz.

Osmanlı’da özel mülk olmadığı halde, tüm mülk Allah adına padişahın olduğu halde, tımar sistemi olduğu halde bakıyoruz. Kürdistan’da özel mülkiyet var ve mülk babadan oğula geçiyor Hatta Kürt ağaları Osmanlı’ya yaptıkları yararlılıklar karşılığı fermanlarla mülk ediniyorlar Hem de o mülkler babadan oğula miras ile geçebiliyor.
Yani Osmanlı’da Kürt olmak avantaj. Celali ve benzer ayaklanmalarda canını kurtaran Türkmenler Kürt bölgesine sığınarak ve Kürtçe’yi öğrenerek canlarını kurtarıyorlar. Çünkü Türkçe bilenin “katli vacip”tir.

– Aleviliği marksist düşüncelerle bir tutmaktan vazgeçin. Alevilik İslam’i bir inançtir.

– Alevilik Türk-İslam sentezı değildir ama Anadolu Aleviliğindeki baskın Türk kültürünün ve eski Türklerin ibadet ritüellerinin varlığını görmezlikten gelmeyın. “Saz” ibadetın temelıdır Anadolu Aleviliğinde çok büyük bir yeri vardır Semah’ın İslam öncesi hangi kökene bağlı olduğunuda iyi araştırmanızı diliyorum.

Kısacası Alevilik evrensel bir inançtir ama Türk kavimlerinin Anadolu’ya getirdikleri Ali Yandaşliği ile eski inançlarının yoğrulmasıdır. Bu İslami yorum bence iyice araştırırlırsa göçebe Türkmenlerin katı ortodoks İslam’a karşı bir tepkileridir. Alevilik bir Kürt dinidir veya Zerdüştlükten gelmedir gibi söylemler gerçeklerle bağdaşmaz.

Eren Bektaş (Yazar hakkında : Eren Bektaş aslen Hozatlı (Sarı Saltuk Ocağından) Cumhuriyet döneminde Şeyh Said ve Kürtçüler tarafından Nevşehir Hacı Bektaş’a sürgün edilmiş Alevi-Türkmen bir aileden geliyor. )

Büyük bir bölümü Erzincan vilayetinde bulunur… Diger küçük koluda Tunceli bölgesindedir. Erzincanın birçok ilçesinde özellikle (Çayırlı ve Tercan) ve Vartonun bir kaç köyünde (Sofyan, Büyük Üstükran) Şavalan Aşiretine mensup insanlara rastlamak mümkündür.

Tuncelide ise Pülümür ilçesinin birkaç köyünde ve Mazgirt ilçesindede bir şavalanlı sulale yaşamaktadır. Mazgirtte bulunan Şavalanlılara Mazgirt halkı göçmen anlamına gelen macur’da derler. Mazgirt bölgesine göçen Şavalanlılarında yine Pülümür’ün bir köyü olan”Dewa Guzke”den ( Kuzulca Köyü ) geldigi söylenir..

Şavalan Aşiretinin kökensel ırksal böyutuyla araştırıldığında birçok araştırmacının tezlerine göre örnegin Cemal Şener bu aşiretin Türkmen asıllı olduğunu idda etmektedir..

Şavalan Aşiretinin büyük bir bölümü Türkçenin yanı sıra Zazaca’da konuşurlar. Ve Aşiret dini olarakta tamamiyle alevi kökenlidir, sunni ekol ve inanç sistemi Şavalan Aşireti içerisinde benimsenmemiştir.

Ziya Gökalp, adı geçen araştırmasında Kürtleşmeye temas etmektedir. Burada Gökalp, siyasi zümrelerle kavmi zümrelerin tefriki lazım geldiğini, ekseriya siyasi bir heyetin içinde muhtelif uruk’lara mensup emareler bulunabileceğini söyleyerek, Milli kabilesi içinde (Türkan) gibi esasen (Beydili) boyuna mensup, Türk olduğunu bilen fakat kürtçe konuşan bir Türk aşiretinin varlığına işaret ediyor ve Karakeçili aşiretinin Kürtleşmesi için de şunları kaydediyor: “Viranşehir Milli’sinin komşusu ve rakibi Karakeçi kabilesidir. Bu kabile isminin delalet ettiği vecihle Bursa’daki Karakeçrnin bir şubesidir. Fakat Türkçe’yi unutarak Kürtleşmiştir. Karakeçi köyleri arasında (Sakır) adlı bir köy yardjn^Salur malumdur ki, Oğuz ilinin 24 boyundan biridir. Bundan başka Karacadağ’ın cenubunda (Kangılı) vardır. Bu isim Kangılıların da vaktiyle Karakeçi’ye komşu olarak yaşadıklarını gösterir. Türkan aşireti de Karakeçi’ye komşudur. Zaten evvelce Türkan aşireti Karakeçi kabilesine tabi iken , İbrahim Paşa zamanında zorla Milli’ye tabi kılındılar. (Türkan) Oğuz’un (Beydili) boyundan olduğu gibi, Karakeçi içinde de Beydili köyleri vardır.” Günümüzde (Beydili) ler Urfa ve Sarız (Kayseri) havalisinde (Badıllı) adıyla anılmaktâ olup, kültçe konuşmaktadırlar Şu vesika Türkmenlerin zamanla” nasıl Kürtleşebildiklerini belirtmesi bakımından ibret vericidir: “976 (1568) Ruha (Urfa) sancağı defterinde bu kabile, Cemaat-ı Ekrad-ı Döğcrlü suretinde zikredilmektedir. (Başbakanlık Arişivi, nr. 965, vrk. 165 a vd.). Kabilenin vergiye tabi şahısları arasında Bayram, Gündoğmuş, Budak, Yağmur, Kaya, Sarı, Tanrıverdi, Durmuş, Dündar ve Satılmış gibi Türkçe adlar taşıyanlar görülmekte ve hatta Karkın gibi bazı Oğuz boylan adı almış kimselere bile tesadüf olunmaktadır( vrk. 166 a). Bu Döğerİü (oradaki halk arasında telafuzu Düğerlü) kabilesi 1747 tarihinde Milli adlı büyük Kürt aşiretinin hücumuna uğramış ve bundan ancak o zaman Halep valisi olan Ragıp Paşa (Koca)nın müdahalesi sâyesinde kurtulabilmiştir. (İzzi, Tarih, s. 271) Döğerlü kabilesinin, Urfa’nın şimal doğusunda bulunan yurdu, son zamanlara kadar kendi adıyla anılmakta idi.” (F. Sümer, Döğerlere Dair, Türkiyat Meç. X, 152).

Daha Huzistan’da iken bir kısım (Avşar)ın da Kürtleştiği anlaşılıyor. (Prof. Dr. Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İst. 946, sf. 207).

Yozgat civarında 24 Oğuz boyundan biri olan Avşarların ismiyle yadedilen Kürt aşiretlerinin bulunuşu da (Fuad Köprülü, Avşar Maddesi, İslam Ans.), arşiv vesikalarında Avşar’ların “Tavayifi Türkman ve Ekraddan Receplü Afşarı cemmati…” denmek suretiyle Kürt gösterilmesi de (A. Refik a.g.e. sf. 145), Maraş’ta Kürtleravşarı Köyü’nün bulunuşu da (Köylerimiz, 1933), Kürtleşmenin ve Kürtleşmeyi hazırlayan saiklerin diğer misalleridir.

Maraş ve Gaziantep havalisindeki Tilkiler ve Kızkapanlılar Kürtleşmiş Alevi Türkmenlerdir.[i] Bunlardan birincisi (Tilkü)ler daha Luristan’da iken Kürtleşmiştir (Z. V. Togan, a.g.e., sf. 206) Kızkapanlılar ise vaktiyle Adana, Maraş havalisindeki büyük boylardan olup, halen Adana’da 50’ye yakın köyde sakin bulunan Varsaklara tabi idiler. (Prof. Dr. Faruk Sümer, Çukurova Tarihi, Ankara, 964, sf. 95; ayrı basım).
Bugün adı geçen köyden başka, Anadolu’nun muhtelif mıntıkalarında üç tane Kızkapanlı köyü mevcuttur: Krzkapan (Malazgirt-Muş). Kızkapan (Keşan-Edirne), Kızkapan (Hafik-Sivas) Köylerimiz, 1933).
Van civarında da birçok köy halkının Kürtleştiğini şu kayıttan anlıyoruz: “Zilan Deresinde, Şehirpazar, Doğancı, Hasanabdal, Boynuzlu, Çakırbey, Kumlubudak, Gökoğlan köyleri vardır. Yüz sene evvel bu köylerin ismiyle beraber, ahalisinin de halis Türk olduğunu ihtiyar adamlar söylüyorlarmış, sonra mütegallibe aşiret ağaları bu deredeki Türkleri Kürtleştirmiştir. Nitekim (Salman). köyünün bugün kırk yaşındaki adamları mükemmel Türkçe konuşup. Türklüklerini muhafaza etmektedirler. Bu köye de (Salman) adında bir Kürt beyi musallat olmuş, kendisine malikane edinmiştir.” (A. Şerif, Ahlat Kitabeleri, İst. 932, sf. 20).

Bugün Tunceli-Muş havalisinde Kürtçe konuşan Alevi Türkmenler[ii] yaşamaktadır ki, ayinlerinde söyledikleri nefesler, çektikleri gülbankler hep Türkçedir. Konuştukları karışık dil içinde çok eski Türkçe kelimeler mevcuttur. Köy adları, civarlarındaki dağ, dere, gol İsimleri, insan isimleri halis Türkçedir. Doğan, Kejeş, Memiş, Dursun, Tosun, Kurt, Yiğit, Aynal, Aslan, Tek, Koç, Durmuş, Teymur, Karaca, Çenen, Kılıç, Çolak, Çakır, Yaşar. Köçer, Seviş, Karaman gibi erkek adlarıyla; . Çiçek. Güzel, Güllü, Turna, Suna, Çeki, Sümbül, Gülsün, Fidan, Sevgili, Hatun, Nazlı, Gülperi, Kumru, Elmas, Tezgül, Akcan, Şeker, Sevdalı, Meral, Gazal gibi kadın adları pek çoklarında görülür. Kabileler içinde de Türkçe isimlerle anılan oymaklar mevcuttur. Cibranlilerde Torunu, Sincar, Teymurlar; Lolanlılarda Kaçar, Kacer, Kimsoranda, Karece, Memiş oymakları; Hormeklide Karayakup, Pircan-Pİrcem, Alhas, Zoetrymur, Baluşağı, Arslan, Gedik ve Feresat oymakları.
Bunların içinde (Hormek) kabilesi dikkat çekicidir. Atalarından süzülüp gelen rivayet ve inanışa göre Hormekli kabilesi Harzemlidir. Horasan’dan Erzincan’a ve oradan Dersim eteklerine ve daha sonra Kiğı ve Varto’ya yayılmışlardır. 50-60 sene önce bu kabile, komşu kabileler tarafından Horumbeyan[iii], Hormekan, Huvarzemiyan diye adlandırıldı. M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Ankara, 1961, sf. 59, 150-168).
Ziya Gökalp’in adı geçen tetkikinde zikrettiği Türklerle, Kürt diye anılan kavimler arasındaki şu örf ve adet, zihniyet, içtimai ruhiyat ve davranış benzerlikleri, Kürtleşmenin delilleri arasına sokulabilir:
“Obe: Buhtan’da Amare’nin münkasem bulunduğu batın zümresine (Obe) derler. Bu kelime Türkçe’den alınmıştır. (Oba) kelimesi Türkçe’de beraber konup göçen çadırların mecmuuna denilir. Kürtçede batın manasına yerleşmiştir.

Tatlar;Aşiret seciyelerini kaybeden , hükümete muti köylere (Tat) namım verirler. (Tat) Türkçeden alınma bir kelimedir. Türkler, Türktöresinin haricinde yaşayan kavimlere Tat derlerdi. Kurmançlarda kendi törelerine uymayanlara (Tata nizane) derler ki (Tat’tır, Nadandır) manasım ifade eder.[iv]
Ekinci, Köçer: Kürtler çiftçilikle uğraşanlara (Ekinci), göçebelere (Köçer) derler. (Köçer)ler çadırlarda ikamet eder. Şerefli olan Köçerlerdir. Ekinciler nazarında dûn (aşağı) bir mevkidedirler. Çünkü silah ötekilerin elindedir.[v]

Eski Türklerde (Akkemik) asil sınıfı, (Karakemik ) aşağı sınıfı ifade den mefhumlardı. Kürtlerde de buna benzer iki kelime vardır : (Akkürt), (Karakürt), Şu atasözleri de Türk atasözlerinin aynıdır : (Ölmek var, dönmek yok), (Erkek koyun kurbanlıktır), (Atın ölümü arpadan olsun).

Kürtleşen Türkmenler Teorisi, Hanefi Kürtler ve Alevi Kürtlerin etnik kökenlerine ilişkin ileri sürülen bir hipotezdir.[1][2] Buna göre 16. yy’da Osmanlı ve Safeviler arasında çıkan çatışmada Doğu Anadolu’da yaşayan Hanefi Türkmenler ve Alevi Türkmenler Safevilerin tarafını, o dönem tamamı Şafii olan Kürtler ise Osmanlıların tarafını tutmuşlardır.[3] Safevilerin yenilmesiyle Türkmenlerin bir kısmı İran yaylalarına geri göçmüş, bir kısmı ise Kürtleşmiştir. Bu tezin başlıca dayanakları şunlardır;

1. Safevi lideri Şah İsmail Doğu Anadolu’da yaşayan Türkmen Beylerine, Safevilere bağlı kalmaları koşulu ile, yaşadıkları bölgelerin kontrolünü vermeyi vaad etmiştir. Oysa Osmanlı Devleti Fatih Sultan Mehmet yönetimi döneminden başlayarak Türkmenlerin başına Enderun Mektebinden yetişen yöneticileri atamışlardır. Ayrıca Osmanlı Devleti yıkılana değin Türkmenleri göçebelikten vazgeçmeye ve toprağa yerleşmeye zorlamıştır. Buna karşılık Osmanlılar Kürtleri bu uygulamanın dışında tutmuştur. Üstelik Osmanlı Devleti, Kürt Aşiret Beylerine toprakta tapu hakkı vermiş, ancak aynı hakkı Türkmen Aşiret Beylerine tanımamıştır. 1516’da yapılan Çaldıran Savaşı’nda Doğu Anadolu’daki Hanefi Türkmenlerin ve Alevi Türkmenlerin Safevilerin tarafını tutmasının, Kürtlerin ise Osmanlı’nın tarafını tutmasının ana nedeni bunlardır. Bu Savaş’ta Safeviler yenildikten sonra Doğu Anadolu’yu terk etmeyen Türkmen Aşiretlerinin önemli bir kısmı Osmanlı’nın Türkmenlere yönelik söz konusu uygulamalarının dışında kalmak ve Osmanlı’nın Kürtlere tanıdığı diğer ayrıcalıklardan yararlanmak için kendilerini Kürt olarak nitelendirmeye başlamışlardır.

2. Paganist dinleri bırakarak Semavi Dinlere inanmaya başlayan hiçbir topluluk bir daha kolaylıkla din ya da mezhep değiştirmemektedir. Örneğin aynı şekilde paganist dinlerini bırakıp ilkin Ortadoks Hristiyanlığa geçen bazı Türkmenler (Karamanlılar) de 1923 mübadelesine kadar Müslümanlar arasında yaşamalarına rağmen başka dine ya da mezhebe geçmemişlerdir. Oysa toplulukların etnik bilinçleri kolaylıkla değişebilmektedir. Bu durumun gerek Anadolu’da gerekse dünyada bir çok örneği vardır. Bu yüzden kürtleşmenin başladığı 16.yy’da neredeyse tamamı Şafii olan Kürtlerin mezhep değiştirmiş olma ihtimali pek azdır. Üstelik Kürtler, Türkmenlerden çok daha önce Müslüman olmuşlardır. Dolayısıyla Kürtlerin Hanefi ya da Alevi Türkmenlerle karşılaşıp Paganist dinlerden Hanefiliğe ya da Aleviliğe geçme ihtimalleri bulunmamaktadır. Diğer yandan Hanefilik Anadolu’da Türkmenler arasında yaygındır. Bütün bunlar dolayısıyla günümüzde Hanefi mezhebine inanan Kürtlerin bir kaç kuşak öncesinde Türkmen olma ihtimali çok yüksektir.

3. Osmanlı Devletinin Hanefi Türkmenlere yaptığı zorlamalar Alevi Türkmenler üzerinde daha şiddetli biçimde gerçekleşmiştir. Bu çerçevede Alevi Türkmenlerin bir kısmı da Kürtleşmiş ve buna karşılık mezheplerini korumuşlardır.

4. Kürtleştiği söylenen Aleviler yüzyıllardan beri Cem ayinlerinde Türkçe deyişler, semahlar ve dualar okumaktadırlar.Cumhuriyetten sonra Türkçe Cem yaygınlaşmıştır.

1. Bkz. Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin etnik Yapısı – Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler, Önderler Yayımcılık Pazarlama, Ankara, Kasım 1998. (ISBN 975-96697-0-6)
2. Bkz. Pir Ahmet Dikme, Haykırıp Duyurumadıklarım
3. Bkz. Şeref Han, Şerefname

[i] Tarihçi arkadaşımız Gaziantepli Hüseyin Özdeğer’İn bize söylediğine göre, bu iki aşiret Alevidir ve Kürtleşmişti r. Bilhassa Kızkapanlılar Türkmen tipi ve karakteri arzetmektedirler.
[ii] Türkiyemizin hayati meselelerinden biri o!an Alevilik ve üvey evlat muamelesine tabi tuttuğumuz Aleviler hakkında şu yazılarımıza bakılabilir: (İş ve Düşünce, sayı: 247), (Ötüken. sayı: 18)
[iii] Rize- Trabzon havalisinde lazca konuşanlar. Türkçe konuşanlara (Horum) adını verir. Afyon civarındaki Yörük aşiretlerinden birinin adı (Horzum) dur.
[iv] Kars’ta yerli Türkler. İran Azerbaycanından gelen ve Şii olan Azeri Türkler için (Tat) veya (Ecem) diyorlar. (Ecem) Arapçadakİ (Arap) m gayri milletleri ifade eden (Acem) in Türk şivesiyle söylenişidir. (Tatar) kelimesi de (Tal + eri) den gelmiştir. (Eski Türk yazıtlarında) ve (Divan-ü Lügat-it Türk’te) bu kelime : ” yabancı. Fars, Uygur, Müslüman olmayan ve ekinci” manalarına geliyor.
[v] Karadeniz havalisini Türkleştiren, oranın iskanında büyük rol oynayan (Çepni)ler , ziraatla uğraşan köylülere (Ekinci) derler ve onlara zavallı gözüyle bakarlar. Eskişehir- Bilecik civarı Yörükleri çiftçiler için (Manav), diğer yerlerin Yörükleri (köylü) tabirini kullanır ve onları kendilerinden aşağı , korkak ve kılıç artığı olarak görürler. Aynı telakkiyi İbni Haldun’un (Hazarilik ve Bedevilik) mefhumlarında görmek mümkündür.

Zaza veya Dümbeli adı verilen cemaatların bir kolu Tunceli taraflarında, diğer kolu Diyarbakır Urfa bölgelerinde bulunur. Kuzeydeki Zazalar’ın çoğu Alevî, Güney Doğu’dakiler Sünnîdir. Ziya Gökalp’ın bahsi geçen eserin 15-16. sayfasında açıkladığı ve Minorsky’nin İslâm Ansiklopedisinin ilgili maddesinde belirttiği gibi, Zazalar Kurmançlardan tamamen başka bir dil kullanmaktadırlar. Buna lehçe farkı denemez. Tamamen ayrı iki dildir. Bu ayrılığı şahsen tetkik etmek fırsatını bulduk, birçok yerlerde Kurmançca bilenlerin, Zazaca bilenlerle anlaşamadıklarını gördük. İki lisanın ortak noktaları Türkçe kelimelerden gelmektedir. Bazı Arapça ve Farsça kelimelerde müşterekliği sağlamaktadır. Bunların dışında ayrı köklerden , ayrı kelimelerden meydana gelen iki lisan vardır. İki cemaat da ayrı dillere, ayrı örf ve âdete sahip olduklarını bilmektedir.

Zaza’lara Dümbeli dendiği gibi, lisanları gözönüne alınarak «Gûran» da denmektedir. «Gûran», «an» eki yardımıyla «Gûrî»’nin çoğaltılmış şekli ise de Zazaların Türk menşeli olduklarında şüphe kalmamaktadır. “İbni Haldun, Gurilerin Türklüğünü kat’i olarak ifade ederken, Müneccimbaşı ve başkaları Gûrilerin Hata (=Hita)lerinden (Sahayif-ü Ahbar, c. II. sf. 600, Tarih-i Gaffarî, sf. 91) olduğuna kanidirler» (1). Zaza’larm Türklüğüne dair en güzel delil ve bilgiler, merhum M. Şerif Fırat’ın «Doğu İlleri ve Varto Tarihi» isimli eserinde verilmiştir. Biz de bu yazımızda Siverek Zaza’larından ve Diyarbakır Zaza’larından bahsederek, Türklüklerine dair deliller vermeğe çalışacağız.

Siverek Zaza’Iarı beş ana kola (aşiret, boya) ayrılır :

1. Karanlı Boyu

2. Bucak Boyu

3. Kırvar Boyu

4. Hasaran Boyu,

5. Bapviran Boyu

A.. KARANLILAR (KARAMANLILAR)

Vaktiye Kığı bölgesinde «Turan, Koçan, Karahan, Oruçoğulları» gibi Türkmen aşireti konar göçerdi (2).

Bu misâlde Karahanlılar’ı Türkmen olarak görmekteyiz. Fakat ilim adamları Karahanlıların menşei hakkında hemfikir değillerdir. Karahanhları çeşitli Türk uluslarına mensup saymaktadırlar. J. Deguines, W. Radloff’a göre, Fuad Köprülü’nün fikrine göre Karluk veya Yağma Türklerindendirler. W. Barthold, V. Minorsky de Karahanlılanrı Yağma Türklerinin bir şubesi olduğunu söylerler. W. Barthold Çiğil’lerden olduklarını da ileri sürer. Zeki Velidi’ye göre, Gök Türklerdendirler. Hammer ve Pırgstall Türkmen teorisini savunmuşlardır. Buna göre «Karahanlılar sülâlesi. Tu-chüe A-shina hanedanının bir kolu olan Karluk hanedanına bağlanmaktadır; Karluk kavmi birliğini vücûde getiren üç kavmin en mühim iki unsurunu Çigil ve Yağma kavimleri teşkil ediyordu. Karluklar 744-840 yıllarında Uygur birliğine dahil olmuşlar ve aynı zamanda siyasî isim olarak, bîr de Türkmen ismini taşımışlardır (3). Göktürkler faraziyesini ileri süren Zeki Velidi Togan’ın fikirleri bu konuya ışık tutucudur; Karahanlılarca kullanılan İlik-Han lâkabı da «Yağma ve Tatar Hanları’nın lâkabı olarak zikrediliyor. Fakat bu kaynaklarda Karahanîler ve en ziyade Tokuzoğuzlara ilişik, hatta onlardan türemiş bir sülâle gibi göstermiş olmaları bu hanedanın da eski Göktürk ve Tokuz-Oğuz hanları ile aynı Asena neslinden gelmiş olmasından ve Türkistan’ın tekmil eski hükümdarlarını bazan Tokuz-oğuzdan saymaları… ve Yağmalar da asıllarında Tokuzoğuz sayıldıklarından ileri gelse gerektir… İslâm kaynaklarında… ‘Fergana Padişahını’, Mû’tasim zamanında Bağdâd’a gelen Akhşid Tuguç’un babaları… Fergana hükümdarı Arslan Tarkhan A-si lan ta-kan… Samanîlere mağlûp olan Türk hükümdarı… «Tavgaç» hepsi Karahanîleri cedleridir… Karahanîler başlıca Yağma ve Çiğil uruklarına dayanarak Türkistan’ın idaresi tekrar kendi ellerinde birleştirebilen hanlardır… Karahanlıların İslâmiyete girişi, İdil boyundaki Bulgar’larla bir zaman da 920 yıllarında vâki olmuştur» (4). Gene aynı yazardan, Karahanblar’a «Elikhanlar» denildiğini de öğreniyoruz. Aşağıda açıklayacağımız sebepten ötürü, bizce bu ne «İliğ» ne de «Elik»’ tir. «İlek» olması muhtemeldir. Zaza köylerinden birinin adı «Kelehan»’dır. Bu kelime ile, Karahanlılar’ın «îlekhan»’ı arasında bir münasebet kurulabilir.

Aşağıdaki kaynaklardan, «Elikhanlar» da denilen «Karahanlılar»’ın Yağma ve Çiğil uruklarına dayandıklarını anlıyoruz: Karahanlılar yahut Elikhanlar… Yıldız yaylasında ve Tekes havzasında yaşayan Yağma ve Çiğil aşiretlerine dayanmışlardır. O cihetten Yağma hakanı yahut Çiğil hakanı isimlerile de bilinmektedirler; nasıl ki Göktürk hakanları da Bizans kaynaklarında Çiğil hükümdarı tesmiye ediyordu» (5). Yağmalar onuncu asırlarda göçebe olup, Türk şubelerinin en kalabalıklarından olan Oğuz, Kıpçak ve Karluk’lar gibi büyük ulusdur. «Hudûdu’1-Âlem» de Yağmaların bin yedi yüz kadar boy (aşiret) olduğunu kaydetmektedir (6). Bu uzun iktibasları, Karahanlılar’ın menşeini göstermek için yaptık. Siverek bölgesinde Yağma ve Çiğil köyleri bulmuş olsa idik, adı geçen Karahanlılar’ın tarihteki Karahanlılar’ın soyundan geldiklerine hükmedebilirdik. Fakat şimdilik böyle bir ipucu bulamadık. Gerçi daha Önce belirtildiği gibi, Maraş Pazarcık Kurmançları arasında Çiğlilerin bulunduğunu anlıyoruz. Biz köyün Çiğil’lerden oluşu, civarında da Çiğil köylerinin olacağına karine teşkil eder. O halde Maraş’la Urfa arasında başka Çiğil köylerinin ve hattâ Yağma köylerinin olması gerekir. Esasen Kurmanç ve Zazalar içinde Türkmen (Oğuz)lar olduğu gibi: Çiğliler, Kuman-Kıpçaklar, Kanklılar (Kanglılar), diğer Türk ulusları, urukları ve hatta yirmi otuz yıldan beri yorulmaz bir enerji ile çalışan Dr. Fahrettin Kırzıoğlu’nun ileri sürdüğü gibi İskit Türkleri de vardır. Bu hususların aydınlatılması, bir yandan tarihî kaynakların sıkı şekilde ele alınması, diğer yandan Kurmanç ve Zaza köylerinde yapılacak sosyal bünye ve kültür araştırmaları yoluyla olacaktır. Bizim yazılarımız, bu gaye ile kaleme alınmaktadır. Yazılarımızda tekrarlar, sistemli bir tasnife tabi tutulmamış halleri vardır. Bu şekil bir yazı dizisinin, malzeme toplamak ve kitaba hazırlanmak büyük faydası olmaktadır. Yazılarımızı okuyan iki dosttan, iki Kanglı köyünün varlığını öğrendik. Biri Urfa’nın Bozova’sına bağlı «Kanglı Köyü», diğeri de Ağrı’nın Doğubeyazıt’ına bağlı, İran hududuna birkaç kilometre mesafede bulunan «Kanlı Köyü»’dür. Bu iki köy halkı da Kurmanç’tır ve Kurmançca konuşmaktadırlar. Fakat menşe itibarile «Kanglı» Türkleriııdendirler. Kanglılar hakkında daha önce geniş bilgi vermiştik. Diğer Türk ulusları içinde de Kanglılar olmakla beraber, en çok Kıpçak’lara yakındırlar. Diğer tarahtan Kıpçak’lar, Kumanlarla hemen hemen bir sayılmaktadır. Macaristan’daki Kuman’lar içinde bir «Kurman» boyunun varlığından bahsetmiştik. «Kurman»’la «Kurman;» arasındaki yakınlık ve Kurmanç’lar içindeki, yukarıdan beri bahsettiğimiz Türk uruk ve boylarının varlığı, Zaza’larm bir kolu olan Karahanlılar’ın da, eski Karahanlılar’ın bir kolu olabileceği hakkında hüküm vermemizi kolaylaştırmaktadır.

Karahanlılar’a «İlighan» veya «İlekhan»da denmektedir. Fuad Köprülü, Reşit Rahmeti, Osman Turan, Barthold, kelimenin «İlig» olması lâzım geldiğini söylektedirler (7). Bize göre kelime «İlek» şeklinde okunmalıdır. Aydın ilinde erkek incire «İlek» denmektedir. Demek ki Türkçe bir «İlek» kelimesi mevcuttur. Karahanlılar için söylenen «İlekhan» deyimi doğru olmak gerekir. Kelimeyi Urfa’da değil, Aydın’da buluyoruz. İleride Urfa bölgesinde «İlek» kelimesi ile ilgili köy, yer ismi bulabilirsek, Karahanlılar’ın menşeini tesbit etmiş oluruz.

Bu açıklamalardan sonra, Karahanlı köylerine geçebiliriz. Köy isimleri tamamen Türkçedir ve eskiden beri kullanılan isimlerdir. Son zamanlarda değiştirilmiş değildir.

KARAHANLI KÖYLERİ :

– Karahan Köyü,

– Kepirkuyu Köyü,

– Şilân Köyü,

– Güvercin Köyü,

– Dindar Köyü,

– Hamamviran Köyü

B. HASERANLILAR

Siverek Zaza’larının ikinci büyük kolu «Haseranlılar»’dır. Onların isimleri de güzel bir Türkçe ile yapılmış. Haseranlı köyleri şunlardır:

1- Ağaçtan Köyü,

2- Tiktol Köyü (Köy yolunun çok dik olmasından ötürü bu isim verilmiş. Hem de «dik» değil, aynen Orta Asya Türkleri gibi «Tik» kelimesini kullanarak), Türkologlardan edindiğimiz bilgilere göre «tol», «yayla» demek imiş. (eski Türk’lerde). Öyleyse buradaki kelime «Dik, sarp yayla» demek olur.

3- Karakaya Köyü (Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bu köyden başka 26 adet «Karakaya» köyü mevcuttur),

4- Doğan Köyü,

5- Konaklı Köyü,

6- Ahırmat Köyü,

7- Sarsap KÖyü,

8- Şeyhandede Köyü,

9- Budaran Köyü,

10- Karamusalar Köyü,

11- Hoya Köyü,

12- Hindibaba Köyü,

13- Derdere Köyü.

C- BUCAKLILAR

Zaza’ların üçüncü kolu Bucaklılardır. Bucaklı köyleri şunlardır :

1- Güngörmez Köyü, (önü dağlık, sabah güneşini geç alan bir köy),

2- Mezra Köyü,

3- Bahçe Köyü,

4- Kele Köyü, (görüldüğü gibi bu bölgede üç adet «Han»’lı köy mevcuttur. Karahan, Ağaçhan, Kelehan. Bilindiği gibi «Han» eski Türkçede «kağan. hakan» manâsına gelmektedir, Karaman’ın^ (Konya) bazı köylerinde «boğa» ya «kele» denir.

5- Bitik Köyü, (Kelime, Kaşgarlı Mahmud’un lûgatında «kitap, mektup, yazma, yazı yazış, yazılı şey, kâğıt» manâlarına gelmektedir) (8). Buradan yapılan «Bitikçi», İlhanîlerde ve Mısır Türk Devletinde, devlet hizmetindeki kâtiplere verilen isim oluyor (9). (Köyün ismi çok eski bir Türkçe ile ilgilidir).

6- Kalemli Köyü,

7- Daralık Köyü,

8- Çeftali Köyü,

9- Çamurlu Köyü. (Suriye’nin Lâzkiye vilâyetine bağlı Bayır ve Bucak nahiyelerinde Türkmenler oturmaktadır. Köyleri de hep Türkmendir ve bugün de Türkçe konuşmaktadırlar. Bucak’in köylerinden birinin adı Çamur’dur. Siverek Zaza Bucaklılarının bir köyü Çamurlu, Suriye Türkmen Bucak’in bir köyü de Çamurlu’dur. Ayrıca Kayseri-Sivas arasında, Zamantı suyunun geçtiği yerlerde bir Çamurlu Yaylası vardır). (10).

10- Sepetviran Köyü.

C. Kırvar’lar,

Kırvar’lar, Odabaşı’lardan gelmedir. Kırvar’ların, Bapviranların köylerini tesbit edemedik. Seyhandede Köyünde bir yatır vardır. Bu çok büyük yatırda bir dede yatmaktadır. (Türk dünyasının her yerinde böyle uzun ve heybetli yatırlar vardır. Vamberi de bundan bahseder). Köy, ismini bu dededen almaktadır. Zazacada da dede deniyor. Dedenin menkıbesi, eski Türk inançlarına ve bilhassa Alevî inançlarını hatırlatıyor. Dördüncü Murad Bağdat Seferine giderken buradan geçiyor. Dede, Padişaha kerametini göstermek için asasıyla yere vuruyor. Topraktan su fışkırmağa başlıyor. Şimdi bu suya «Mığraklı pınar» denmektedir. Dede, değirmen taşına biniyor, yılanı kamçı yaparak, dağın eteğine geliyor. Taş halen dağın ucunda durmaktaymış. Sultan Murad: «Yeter kerametin» demiş.

Dedenin arzusu, köyde kim muhtar olursa «Allah rızası için kurban kesmesi» imiş. Yeni muhtar kurban kesmez ise, dedenin torunlarından birinin evinde bulunan kalma olma bir «Sahan» (büyük, bakır kap (Aynen Yörükler ve Türkmenler gibi «Sahan» diyorlar) çan sesi çıkarır, titrermiş. On beş yıldır ses yokmuş.

Siverek-Çermik yolunun eski adı «Topyolu»’dur. Sultan Murad’-ın toplan buradan geçirildiği için bu isim verilmiş. Karakaya köyünde, kalenin alt kısmındaki kayayı oymuşlar, ismine «Kapucan» derlermiş. Karakaya ve Tiktol köyleri arasmdaki meşeliğe «Karameşe» ve o civardaki çaya, «Büyükçay» veya «Çemçay» deniyor. Dere kenarındaki tarlaya «Çem» dendiği için, çayın adı da böyle olmuş. Fırat’a dökülüyor. «Kızılçubuk Çayı», Büyükçay’a dökülüyor. Karakaya köyündeki pınarın adı «Soğukpınar»’dır. Bütün bu kelimeler, yer adlarının Türkçe olduğunu göstermektedir. Günlük konuşma dilinde de çok sayıda Türkçe kelime mevcuttur. Bunlara dâir misalleri ileride vereceğiz. Simdi sadece bir kelime üzerinde durmak istiyoruz. Bu kelime «Humay» kelimesidir. Lice, Çınar, Dicle (eski adı Eğildir. Bu kelimenin Çiğil’le ilgisini düşünmek hata olmasa gerekir) kazalarda oturan Zaza’lara «Mahalvan Zazaları» denmektedir. Mahalya Zazaları «Tanrı»’ya «Humay» demektedirler. «Allah razı olsun» yerine «Humav razı bo» derler. Bin sene önce bir Orta Asya Türkü bunu şöyle ifade edebilirdi: «Humav razı bolsun». Bugün Orta Âsya’lı bir Kazak veya Kırgız Türkü de «Allah razı olsun» der.* Zaza’ların «razı bo» su, belki de Kazak ve Kırgızların «razı bolsun»’unun bozulmuş şeklidir. «Humay» da «Umay»’ın bozulmuş şekli olabilir. «Umay» Türkler Müslüman olmazdan önce Şamanizmde, çocuk ruhlarını koruduğuna inanılan bir İlaheye verilen isimdir. Zaza’lar bin beş yüz yıl öncesinin inancını, kelimeyi pek az değişikliğe uğratarak, devam ettirmektedirler. Kelimenin aslının «Umay» olduğu şuradan da bellidir: Dicele Zazaları arasında geniş bir ailenin adına «Omay Ailesi» denmektedir.

Bu ailenin ismi de gösteriyor ki kelime «Hüma»’dan gelmemektedir. Adapazarı’nın Karâsu kazasına bağlı «Melen Köyü»’nde, beceriksiz, işe yaramaz kimseye «Umaysız» denmektedir. Bu da gösteriyor ki, Zazaların kullandığı «Humay» kelimesi «Umay»’ın zamanla değişmiş bir şeklidir ve onu kullananların Türk menşeli oluşlarının bir delilidîr.: «Umay» kelimesinin gösterdiği gibi. Samanizmle örf âdetleri halinde devam eden bağâ diğer bir misal Varto Zazalarından verilebilir. Varto’nun, Üstükran Bucağına bağlı bir köyün adı «Şaman Köyü»’dür. Urfa, Bozova kazasına bağlı bir Kurmanç köyünün adı ise «Kamoğlu»dur. Bilindiği gibi, «Şaman» ve “Kam” İslâmiyet’ten önceki Türk dini olan Şamanizmde, dinî ayinleri idare eden din adamlarına verilen isimlerdir. Bu iki köy adı da. «Umay» adını tamamlamakta, şüpheye mahal bırakmamaktadır.

Merhum M. Şerif Fırat, 1928 yılında Hınıs ilçesinin, Alagöz köyünde oturan ve Hormenkli aşiretinden «Hasali» oymağına mensup olan Mehmet oğlu Âli’nin evinde H. 950 tarihinde yazılmış küçük bir şecere görüyor. Bu şecerede, «Hormek Boyunun», «İlağaları» hakkında, onların Orta Asya Türklerinden oluşunu gösteren şu ifade vardı: «İptidası Harzem destinden gelen Mehmet Pevlivanî Elharezmî, Erzincan. Diyarında bey olmuş ve senei fi rabiülevvel 540 tarihinde Erzenil rumî’de vefat eylediğin, yerine oğlu Melik Sah bey olup, kaçan Tatar gelünce Cafer Şah çerisini alup Sülbüs dağına otağ kurmuş….»

Gene M. Şerif Fırat’a göre, Varto’nun Şarik köyünde diğer bir şecere meydana çıkarılmıştır. Bu şecerede Hormekli ve diğer Zaza ve Kurmanç aşiretlerinin on ikisi hakkında bilgi vardır. H. 582 yılında yazılmış, 628 (1232) yılında Anadolu Selçuk’ları hükümdarı Alâattin Keykubat tarafından tasdik edilmiş sultanlık mührü ile mühürlenmiştir. Orhan Gazi ikinci mührü basıp önceki bilgileri teyid etmiş. Sultan Murad Han da üçüncü mührü asmıştır.

(1) İbni Haldun, Mukaddime, İstanbul, 1955, c. l, s. 704-706. (Z. Kadir Ugan’ın notu).
(2) M. Sadık Yiğitbaş, İstanbul, 1950, s. 254.
(3) Kara Hanlılar» Maddesi, İslâm Ansiklopedisi, c. VI, s. 252.
(4) Prof. Z. V. Togan, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, s. 90, 98.
(5) Z. V. Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, s. 57.
(6) Aynı müellif, Türkistan Tarihi.s. 55-56.
(7) «İlig» maddesi, İslâm Ansiklopedisi, c. V. s. 972.
(8) Divan l, II, III. ciltlerde birçok yerlerde.
(9) İ. Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtına Methal, Ankara, 1970, s. 187, 201-202.
(10) Ahmet Refik, aynı, eser, s. 176.